Ağrı Dağı üşür mü,

Bağrına taş basar mı ?

Söyle hemşerim! İshak Paşa,

Yine tepeden bakar mı?

                              Anonim                         

Doğubayazıt’a 8 km. uzaklıkta bulunan İshak Paşa Sarayı, Dünya’da eşine rastlanmayacak kadar güzel bir görünüme sahiptir. Bu eser Osmanlı, Fars ve Selçuklu mimarı üslubunu bünyesinde  taşıyan önemli bir  tarihi yapıdır.  İshak Paşa Sarayı , saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan sonra ikinci teşkilat saray sistemidir. Ve son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür. İlçemizin 5 km. doğusunda, bir dağın yamacındaki bir tepe üzerine kurulan saray bir bütün olarak ele alınıp;  oda ve bölümler tek tek incelendiğinde sarayın  tam bir başarı, muntazamlık ve ustalık eseri olduğu görülmektedir, Osmanlı’nın Lale devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve şahane örneklerinden  olduğu kadar sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Muhteşem binanın (Sarayın) Harem Dairesi’nin Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi, Hicri 1199, Miladi 1784’tür. Saray binasının oturduğu zemin,vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Bayazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, 3 tarafı (Kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir. Sarayın planında Selçuklu Mimarı geleneği esas tutulmuştur. Kapladığı alan 7600 m2. dir. Saray kendi içinde bir bütünlük arz etmektedir. Ancak bir kaç safhalı bir yapıya sahiptir Sarayın cümle (dış) kapısı, taş işçiliği ve oymacılığı ile muntazamdır.Saray,içinde kil,kireç,tuz,yumurta akı v.b. malzemelerle yapılan çok sağlam ve özel bir harç olan ‘’Horasan Harcı’’ ve Van’dan özel olarak ellerle getirilen kesme taşlarla inşaa edilmiştir. Altın kaplama olan cümle kapısı 1877-1878 yıllarındaki Rus işgalinden sonra, Ruslar tarafından sökülerek kıymetli eşyalarla birlikte Moskova ‘ya götürülmüştür.Altın işlemeli kale kapısı Moskova Müzesi’nde halen muhafaza edilmektedir. Kış mevsimlerinde sarayın kalorifer teşkilatına benzer bir sistemle ısıtıldığı bilinmektedir. Böyle bir merkezi ısıtma sisteminin dünyada İlk kez burada kullanıldığı iddia edilmektedir.

İSHAK PAŞA SARAYI ‘NIN MİMARİ  ÖZELLİKLERİ

  1. Dış cephe
  2. Birinci ve ikinci avlu
  3. Camii Binası
  4. Aşevi (Darrüziyafe)
  5. Hamam
  6. Harem Dairesi Odaları
  7. Merasim ve Eğlence Salonu
  8. Takkapılar
  9. Cephanelik ve Erzak Depoları
  10. Türbe Binası
  11. Fırın
  12. Zindan
  13. Cümle kapısı
  14. İç mimariden bazı bölümler
  15. Kapılar,pencereler ,dolaplar,şerbetlikler,şömineler vs.

                Sarayın toplam kaç oda ve bölümden meydana geldiği bilinmemektedir. Halk arasında bilinen 360 odalı saray görüşü  doğru kabul edilmektedir. Ancak binaların üst kısmı çökmüş , hatta temeline kadar sökülmüş odalar mevcuttur. Ayakta kalan camiinin kubbesi ve mimarisi diğer kısımlara hakim olmuştur. şimdi ıssız bir vadide kalan sarayın, çeşitli efsanelere konu olması, onun görkemli havasına gizem ve renk katmaktadır.

İSHAK PAŞA‘NIN AİLESİ VE BAZI YÖNETİCİLER  İÇİN ANLATILANLAR

İshak Paşa sarayının eşsiz yapısından başka , onun paşaları ve ustaları hakkında da pek çok şey anlatılır. Özellikle Doğubayazıt’ın yerlileri, sayısız söylentiler anlatırlar.

İSHAK PAŞA  VE AİLESİ

Abdi Bey :

Bayazıt ve çevresi Abdi Bey’e kalınca Abdi Bey, Bayazıt Kalesi’ni beyliğin merkezi yapmak üzere derhal sarayın inşasına başlar.Abdi Paşa vefat edince, yerine oğlu Mahmut Paşa geçer ve  babasının maksadını yerine getirmek isterse de maksadına ulaşamaz.Ömrü vefa etmez .Kale, nihayet İshak Paşa zamanında ikmal olunmuş ve bu suretle inşaat 99 senede tamamlanmıştır.

Birinci İshak Paşa :

Çıldır Hanedanı’ndandır. Hicri 1114 ve Miladi 1702 yılında Çıldır livası mutasarrıfı olarak harbe memur edildi. Miladi 1723 ‘te vezir 1742 ‘ de Tiflis valisi oldu. Bir ara Tiflis’in İran’ a geçmesi üzerine Çıldır’a çekilen İshak Paşa, tekrar Tiflis’in fethi ile oraya yerleşti.Oğlu Hacı Ahmet , torunu Hasan , kardeşi Yusuf ve Yusuf’un oğlu İbrahim de paşadırlar. Birinci İshak Paşa , basiretli bir idareci ve kudretli bir askerdi.

Hacı Ahmet Paşa:

Hicri 1161 ‘ de Mirimiran rütbesi ile babasının yerine Çıldır valisi oldu. Hicri 1171’ de vezaretle Gürcistan Seraskerliğine tayin edildi.Aynı tarihte isyan edince , yakalanarak idam edildi.

Hasan Paşa :

Babası Ahmet Paşanın katli üzerine (H.1174’te)   “Mir-i miran” rütbesi ile Çıldır valisi oldu. H.1175 tarihinde vezaretle birlikte Gürcistan Seraskeri oldu . H. 1178’de de azloldu. H.1181 de Köstendil  ve Selanik valisi , H. 1183 de Hutin muhafızı oldu. Aynı yıl yaralanıp vefat etti.  Oğulları , İshak ve Mehmet Sabit paşalardır. Hasan paşa tedbirli bir zat idi.

İkinci İshak Paşa:

Hasan Paşa’nın  oğludur. H. 1205 , M. 1789  tarihinde vezirlik rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valisi oldu .H. 1206 da Şerif Paşanın azline sebep olması ile Hasankale’ye mensup olarak gönderildi ve orada vefat etti. İdaresiz bir zat idi. Sarayın kurucusu ve yaptıranı bu zattır. 3 . Selim zamanında İran’ın gönderdiği sefir İstanbul’a giderken bu sarayda misafir edildi. Burada gördüklerini merkezi hükümete vardığında ve oradaki Topkapı Sarayı ile kıyasladığında , padişahın ihtişamını küçültecek mahiyette olduğunu bildirmesi ile , doğurduğu kıskançlık ve bilhassa İshak Paşa’nın müstakil hareketi sebebi ile amil olarak gözden düşmesine sebep olmuştur. Sicilli Osmanlı kayıtları arasında idaresiz ve ahmak sıfatlarının bulunması bu hadiseden dolayı gelmiş olmalıdır. Halbuki paşanın arzu ve iradesi ile meydana gelmiş olan abidenin durumu , bu zatın sanatsever bir kişi olduğunu anlatmaya  kafidir.

Behlül Paşa:                                                                    

Kürt ayanındandır.Bayazıt ve çevresi kendisine yurtluk olarak verilmiş ve Mir-i miran olmuştur.Hicri 1236’da azledilmiş ve Hicri 1250’de vefat etmiştir. Saray avlusundaki mezar taşlarındaki kayıtlara göre ikinci İshak Paşa soyundan Mahmut Paşa ünvanlı bir kişinin bulunduğu anlaşılmaktadır.Yine mezar taşları arasında Mahmut Paşa’nın kızı Necibe Hanım da görülmektedir.Bu mezar taşları tam okunmadığından Mahmut Paşa ‘nın hangi tarihlerde yaşadığı bilinmemektedir. Ancak  Mahmut Paşa ‘nın da Çolak Abdi Paşa’nın oğlundan başka kimse olmadığı muhakkaktır.Bu paşalar, hep bir soydan gelmedirler.Behlül Paşa zamanında İran Veliahtı Erzurum ‘daki memuru vasıtası ile  o sene hacıların Hacca gitmelerini ve Van’a  buğday ihracatını İran hükümetinin menettiğini Osmanlı Devleti ‘ne   bildirdi .Hicri 1236’da hududu geçti.İranlılar da Bitlis ‘e kadar ilerlediler. Osmanlı öncülerini Toprakkale’de yendiler.Fakat İranlılar kolera yüzünden geri çekilmek zorunda kaldılar.1928’de Erzurum muahedesi (antlaşması) yapıldı. Bu harbin kaybedilmesinin başlıca nedeni, Muş Mutasarrıfı Selim Paşa olduğuna şark seraskeri, kanaat getirmişlerdir. Selim Paşa’nın rakipleri  tekkede pusu kurmuş ve intikam ateşi ile yanıp tutuşuyordu .Tekke ve şeyhlik vasıtası ile Seyyid Hüseyin, halkın nüfuzunu da elde etmiş bulunuyordu. Bunun için Selim Paşa’nın tedibine memur edildi ve Bayazıt muhafızı Behlül Paşa ile Van Muhafızı, İshak Paşa’nın mahiyetine verildi . Selim Paşa , Behlül Paşanın kuvvetlerine karşı koyamayarak Sason’ a kaçtı. Bayazıt sancağının Behlül Bey tarafından ocaklık tarikiyle idare edilmekte olduğunu ve burada “Bısyan” namında bir aşiretin ikamet ettiğini ( Cihannüma) dan anlamaktayız.

Pürbela Mehmet Paşa :                                                              

Bir ihtimalle Eski Bayazıt, Aydınhisar, Gavur Kalesi ve Ciniviz Kalesi’nin hükümdarını mağlup eden , o zaman doğu kesimini kasıp kavuran ve zulmünden dolayı kendisine “Pür Bela” denilen kişi Mehmet Paşadır. Zira bu adamın Bayazıt Kalesi’ni zapteylediği ve tehdit hareketleriyle dillere destan olduğu , Doğubayazıt ‘ ın yaşlı yerlilerince bilinmektedir.